30 Ağustos 2014 Cumartesi

Haftalık IV

HAFTALIK TAKINTI

Beyoncé'nin MTV Video Müzik Ödülleri performansı!!!

Geçen hafta düzenlenen 31. MTV Video Müzik Ödülleri sahiplerini buldu. Beyoncé geceden MTV'nin en büyük ödülü olan Michael Jackson Video Vanguard'ı eşinin ve kızının elinden alarak ayrıldı. Aynı zamanda özel bir performans sergiledi.


Beyoncé mi desem Allah mı desem bilemedim neyse aynı şey zaten. :D Bu kadına karşı o kadar büyük bir sevgi besliyorum ki içimde, resmen acıtıyor. Tanıdığım herkesten daha yakın hissediyorum ona. 8 yaşımdan beri hayatımın her anında yanımdaymış gibi hissediyorum. Saatlerce bekledim o gece performans için. Sabahın 6'sında çıktı, törenin en sonuna koymuşlar. Kapanışı yaptı yani. E tabi Beyoncé'den sonra kim sahne alsa ne etki bırakabilir ki fslhnfshj.

Beyoncé hanım son albümü 'BEYONCE'deki şarkıların hepsini kısaltarak söyledi bu performansta. Bana da salya sümük ağlayarak izlemek kaldı tabii fsjdhnsfjkj :')


SİZ DE PERFORMANSI BURADAN İZLEYEBİLİRSİNİZ.

EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKI/SANATÇI

Bu hafta en çok hal ve hareketler olarak çok benzediğimize inandığım (:D) r&b divası Mariah Carey'i dinlemişim.


En çok dinlediğim şarkı da Mariah'dan. Favori albümüm olan Butterfly'dan olan bu şarkının sözleri, vokalleri falan harika. Rahatlatıcı bir tınısı var. ''You'll always be somewhere on the outside'' bana yazılmış resmen. :'(


29 Ağustos 2014 Cuma

Benim için tutar mısın kendi ellerinden?

Birini çok sevdiyseniz ve her şey bittiyse sizin için ölümcül iki tarih var; ayrıldığınız gün ve onun doğum günü. Bugün onun doğum günü. Mumları üflerken sonsuza dek beraber olmak isteyeceği kişi ben değilim artık fakat yine de, iyiki doğmuş. Milyarlarca yıllık zaman diliminin içinde onunla aynı günlere denk geldim, milyarlarca insanın arasından onunla karşılaştım. 28 yıllık hayatına en azından bir anı oldum. Allah'ım ne çok seviyorum dramı, kendimi üzmeyi. Başka türlü başa çıkamıyorum sanırım.

Birlikteyken doğum gününde hiçbir şey yapmama izin vermemişti. Sadece pasta alabildim. Hatta onu da ben almadım o aldı ve benim en sevdiğimden aldı, kendisininkini değil. Tüm gün evde beraberdik, yine de hayatının en güzel doğum günü olduğunu söylemişti. Hediye bile aldırmadı, hayatında aldığı en büyük hediyenin ben olduğumu söylemişti. Geçenlerde çok büyük bir adım atıp numarasını sildim. Çünkü biliyordum ki bugün geldiğinde kendimi tutamayıp arayacaktım. Artık ona ulaşamam ve sanırım en iyisi bu. Cehennem azabı çeksem bile ona duyduğum hasret, onunla beraber olmamdan daha iyi. Anlatsam da ne kadar anlayabilirsiniz bilemiyorum. Biz madde ve anti-madde gibiyiz. Hiçbir şekilde beraber olamıyoruz. Bir yerde patlıyor her şey ve ikimizde çok büyük zarar görüyoruz. Bu fedakarlığı yapmalıyız, sonuçta hala birbirimizi seviyorsak, birbirimize zarar veremeyiz. Bu yüzden birlikte olamayız. Sorun değil, o gerçekten benim kalbimde hala. Biliyorum ki, ben de onun kalbindeyim. Daha ne isteyebilirim ki.

video



YOGA

Merhaba ballar. Oralarda hava nasıl? Antalya'da iyi, güzel, SICAK!

Bugün bir ay için kayıt olduğum yoga kursumu tamamladım. Bir ay önce bugün ne yapsam ne yapsam diye düşünürken televizyonda Ebru Şallı'nın programına denk geldim. Hanımefendi pilaağğtes yapıyor idi. Ben de kendisine katılayım demişken 5 dakika sonra kan ter içinde kaldım. Yok efendim spormuş, esnemeymiş o kadar uzak kaldım ki elimi kolumu kaldıramadığımı farkettim. Aslında seks yaparken gayet esneğim :( 



Sonra dedim ki anacım bu böyle olmaz. Pilates yapamıyorum bari yoga yapayım hem o daha kolaydır diye düşündüm aklımca; gittim yoga kursuna yazıldım. Yanlış düşünmüşüm sflhnsfhfj. Yani hangisi zor, hangisi daha diye basit kıyaslamak doğru olmaz aslında ama şöyle diyebilirim ki sandığım kadar basit değilmiş. Ben, belki birçoğunuzda böyle düşünüyorsunuzdur, bağdaş kurup OM denildiğini falan sanıyordum.


İlk gün gittim işte Meral diye çoook tatlı bir hocamız vardı, tanıştık. Sonra beni sınıfa götürdü. Ben kafamda yakışıklı civanların olduğu bir sınıf hayal ediyorum tabii. Sınıfa girdim, herkes kız amk. Tek erkeğim resmen. Herkese abla falan diyorum. Neyse dedim, zaten senin amacın yoga, iyi oldu yakışıklı kimseler yok konsantre olursun işte falan. Öyle de oldu, 30 gün boyunca her gün iple çektim yoga dersimi.

Artık;
Götümü başımı her yerimi oynatabiliyorum. Şaka maka cidden fiziksel ve zihinsel olarak çok daha iyiyim. Şaka gibi. Yoga kursum bitse de bundan sonra kalıcı olarak hayatımda olacak.

Son dersimizi Kemer'deki Phaselis Antik Kenti'nde yaptık ki bence Antalya'nın en güzel denizine sahip.



25 Ağustos 2014 Pazartesi

Osmanlı'da Gey Seks Işçileri

 Yazı sıkıcı olmasın diye olabildiğince az eski kelime kullanmaya çalıştım.


''Aklı başında olan kadına eğilim gösterir mi? Ali'nin yaradılışında delikanlıya yöneliş vardır'' demiş, dönemin eşcinselliğe olan bakışını en güzel özetleyen eserlerden biri Görgü ve Toplum Kuralları Üzerinde Ziyafet Sofraları'nı kaleme almış Gelibolulu Mustafa Ali (ö. 1600), eşcinselliği (oğlancılık) toplumun gerçeği olarak büyük bir kesim tarafından kabul edildiğinden bahsediyor. Hatta birçok insan eşcinsel ilişki yaşamak için dönemin hamamlarını kullanmıştır ve buna kimse ses çıkarmamıştır.

''Tellak'' veya ''dellak'' denilen hamam işçileri geçmiş yüzyıllarda, hamama gidenleri sadece ''keseleyip sabunlama'' işine mi yararlardı?

Derviş İsmail'in 1686 tarihli Gönüller Açan Tellaklar Kitabı'nda geçen, İstanbul'un isim sahibi 11 hamam tellağının öyküleri ve işlerini nasıl yaptıklarıyla ilgili yazılarını paylaşmak istedim. Metnin orijinali Eski Türkçe, yani Osmanlıca olduğu için dil ağdalı, bu yüzden Türkçe'ye uyarlarken cümleler biraz dağınık olabilir. Fakat içerik gerçekten çok ilginç hatta bazen komik. Sansürcü olmadığım için kelimeleri olduğu gibi yazıyorum anacım. :D

YEMENİCİ BALİ

Güzellik, cilve, edep, terbiye ve nezaket ondadır. Saçları sümbül, gül gamzeleri, bakışları cellad, yuvarlak ve tüysüz kalçası ve ayva göbeği ve sütun bacakları ve gümüş ayakları vardır. Henüz 15 yaşında olan bu güzellik abidesi yemenici çırağıdır. 59. Yeniçeri bölüğünden Darıcalı Gümüş Ali denilen it bir akşam oğlanın yolunu kesip kolluktan içeri çekmiştir. Yanına aldığı Kıçlevendi Zehir Ahmed ve Kurt Halil denilen itler oğlanın bal çanağına eşek arısı gibi üşüşmüşlerdir. Oğlan her ne kadar ilişkiye girmek istemese de, şeytan yüzlü adamlar onu soyup yere atmışlardır. O nazlı oğlanın tüysüz kalçasını demir kazıklarıyla gece gündüz oymuşlardır. Sabah varıncaya kadar sikmeleri yetmezmiş gibi anadan üryan soyup oynatmışlardır. Subaşı Ağa devriyede bunları basmış ve oğlanı yarrak altında yatarken alıp şerefli isminin kirlenmesine müsade etmemiştir. Oğlanın kalçasına ''hiz'' (pasif eşcinsel demektir, aktifin bir karşılığı yok) damgası bastırıp hamamda çalışmasının icap ettiğini söylemiştir. Ağa oğlanı hep ziyaret eder ve ayaklarını öptürürdü. Oğlanın hamamdaki ücreti 70 akçadır, 20 akça da ortak olan tellak alır ki 90 eder. Gece döşek yoldaşlığı 300 akçadır. Para veren kaç sefere takati varsa oğlana o kadar fişek atar, 300 akçaya dahildir. Ama ortak tellak ''Sabahtır!'' diye bağırdığında parayı veren oğlana tekrardan koymak isterse 90 akça daha verir. Yemenici Bali günde 3 seferden fazla göt vermez idi. Pek temiz, sağlam vücutlu, kınalı kuzu idi.

SİPAHİ MUSTAFA BEY

Kadılardan bir zatın gönül eğlencesi iken yaramazlar pençesine düşüp 15 yaşında peri yüzlü oğlanı Mudurnu Dağı'nda kara domuz benzeri pis hayduta peşkeş çekmişlerdir. Pis kara domuz bir içim su oğlanın gözünün yaşına bakmayıp, oğlancığı kıllı sineye çekip gümüş künbedine demir kazık sokmuştur. Nursuz Ali ve Yorganyüzüoğlu Çiçekli Mustafa ve Kalaylı Hasan denen itler de oğlancığın götü üzerinden geçmişlerdir. O nazlı oğlan kan revan perişan olmuştur. Dağda, bayırda, taşda, çakılda, çemen, dikende yürümeye mecali kalmamakla bir handa emanet yatağa koyup gitmişlerdir. Çamlıbel'deki handa tanınmış Odabaşı Davud bile oğlanın götünde çarh-ı felek merkezin bulmuş. Aç kurdun kuzuyu koruduğu misali geceleri kendi döşeğinde yatırmış, oğlanın gözü yaşına merhamet edip handa tutsa eşkiya gelir alır diye. Sonra oğlanı İstanbul'a getirip Müftü Efendi Hamamı'na tellak etmiştir. Kıl kadar ayıbı yok, edepli, terbiyeli, pakize oğlandır ki hile ve şeytaniyet yoluna sapmaz. Götünü domalıp yatınca müşterisinin yarrağının yolunu şaşmaz, mest olup, mest eder. Cilveli, temiz ve eliçabuk bu oğlanı Gümrükçü Emini Hasan Efendi o kadar beğenmiştir ki hanesine alıp süslü giysiler giydirip, onu çubuktar eylemiştir.

KIZ SOFTA

Biri daha Kız Softa, yani Ürgüplü İsmail'dir ki, Zalpaşa Medresesi'nde hemşerisi Dağlı Hüseyin'e misafir olmuş, üçüncü gece o zalim dağlı herif  ''Hemşeri oğlanı sikmek dostça bir oyundur'' diyip oğlancığı ikna edip, bir de zil surna sarhoş olup işini tam görmüştür. Ama olay duyulunca Dağlı Hüseyin memleketinden firar etmiştir ve esnaf Telli Halil Ağa oğlanı alıp esnaf tezgahına oturtmuştur. Dükkanını peri yüzlüyle beraber işletmiştir. Gece dahi odasında yatırıp bakarak zevk alma, kucaklama, ayak öpme, göbek koklama, buse faslı, çakıl memecikler dişleyip, altın kamış çük yoklama ile iltifat etmiştir. Bir sene geçince bir eşkiya Kız Softa'yı rahatında koymayıp dükkanı gözlemiş ve ustanın yokluğunda müşteri gibi davranıp, birkaç ay hediyeler ve güzel sözlerle oğlanın aklını çelmiştir. Karakuş adlı birinin pençesine düşürüp onu zorla hamamda çalıştırmıştır. Gündüz içeride halvette bir seferi 100 akça, geceleyin odada döşek yoldaşlığı sabaha kadar üç seferden fazla olmamak üzere 500 akçadır. Oğlan üç seferden fazlasına rıza gösterirse, müşteri her seferi 100 akçadan siker. Oğlan çok zevk alıp para istemese dahi, herif oğlanın ortağı dellağa 20 akça payını yine de verir.

SEYİS ALİ

Sakalı yeni çıkmış oğlan olup, değerini bilmeyip, boğaz tokluğuna tersane haytalarına uçkur çözerken hamam çıplağı olmuş, az zamanda şöhret bulup Hamam-ı Piyalepaşa'da kibar ve önde gelen kişilerin tokmakçısı olmuştur. Bir günde 40 göt tokmaklayıp, kırk sefer fişek attığı hamam sicilinde kayıtlıdır. Üst düzey yöneticilerden bir efendinin oğluyla gönül bağı kurup sikiştikleri için peştemali alınıp çıplak haliyle asmışlardır. Pek yazık olmuştur. Allah için, erkek güzeli, cesur, yiğit, gönül eğlendiren, gençlere meraklıların hizmetinde pek iyi bir tellak idi.

KEŞMİR MUSTAFA

Sil gözünün yaşını
Çatma keman kaşını
Basarlarken yarrağı
Çalkala gümüş tasını

Haramzadedir yani loncada çeribaşı oğlu Kıptî'dir ki babası külhancı, anası karılar hamamında natır, göbek taşında uyumuş, kurna başında büyümüş, alnı kara çükü ak nevcivan dellaktır. Kulağında gül, alnında kâkül, ot çalmaz, ustura vurmaz sikinin kılları sırma püskül, levend gibi yürüyüşüyle halvete gelip şahane selamıyla taş yürekleri bile eritirdi. Kıptidir ama akça, pul lafı yok tokgöz olup ejderha misali kol kadar yarrağı dibine dek alır ki, çingeneler içerisinde böyle nazik dilber bin oğlanda bir çıkar. Narhı yoktur, "Müşterimin mürüvvetine endaze olmaz" deyip domalır ve ne bahşedilse alır, akça tutmaz şahbaz bekâr yiğitlerin gönlünü dahi hoşnut eyler.


İşte böyle! :D Bazı yerlerde ben çok güldüm, çoğu yerde de şaşırdım. O dönemde çok daha rahat yaşanıyormuş. Tabii cinsel anlamda. Gönül ilişkisine tahammül yok ama iş sikme sikilmeye gelince insanlar ne kadar anlayışlı. 5 tane daha hikaye var onları da yayınlamamı isterseniz yorum bırakmayı unutmayın. :) Biraz tereddütle yayınlıyorum bu yazıyı çünkü aslına bakarsak resmen seks hikayeleri bunlar. :D Fakat tarihsel değeri var, biz eskiden de varmışız falan filan dedim paylaşmak istedim işte.


23 Ağustos 2014 Cumartesi

Haftalık III

HAFTALIK TAKINTI

SAM SMITH!!!


Bu adamı dinlemediğim her güne lanet ettim. Gerçi yeni çıktı fakat yine de daha erken dinleyebilirdim. Kendisi gey (Blogger bir ihtimal sevgili olabilir miydik diye düşündü). Çıkış albümü olan In The Lonely Hour'ı tamamen karşılık bulamadığı aşklardan ilham alarak yazmış. Garibim kimse sevmemiş kendisini, hiç ilişkisi olmamış. :( Bu yüzden albümün genel olarak kasvetli bir havası var.


Adele, Amy Winehouse gibi isimlerin erkek versiyonu diyorum ben kendisine. Ağır adam, aşk üzerine yapıyor tüm işlerini. Beyoncé, Mariah Carey, Whitney Houston gibi isimlere denk bir vokal performansı var. En çok hoşuma giden şey de bu. Şarkıların içine giriyor, hissediyor. Ben hep piyasada erkek bir vokalistin eksikliğini hissettim. Justin Timberlake ve Bruno Mars'ı ezelden beri beğensem de onların tam olarak kadın vokallerdeki gibi başarı gösterdiklerini düşünmüyordum. Sam Smith kesinlikle benim favori erkek sanatçım oldu!

Albüm kasvetli dedik ama temposu biraz daha yüksek şarkılar da var elbette. Geçen sene çok duyduğumuz Naughty Boy düeti ''La La La'' albümde yer alıyor.


Bunun dışında Money On My Mind, Restart gibi orta tempo şarkılar da mevcut.

Ben Sam'in albümünü, Adele'in albümlerine benzettim biraz. Aşkın getirdiği hüzne, hayal kırıklıklarına bir haykırış olarak yapılmış. Satsın kaygısı yok. Zaten en çok satan albümler genelde satsın kaygısı güdülmemiş olan albümler. Çünkü insanlar kendilerinden birer parça bulabilecekleri şarkıları seviyorlar. İşin içine dram girince de herkes kendine az çok pay biçiyor.

Soul, R&B seviyorsanız, güçlü bir erkek vokal dinlemek istiyorsanız, hatta oturup biraz ağlamak istiyorsanız oturun ve bu albümü dinleyin. O kadar güzel ki tek bir şarkı öneremiyorum, hepsini dinleyin. Gerçekten çok keyifli bir yolculuk.

EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKI/SANATÇI

Tabii Sam Smith oldu. :D


Biraz abartmışım sanırım sjhnjksh.

En çok dinlediğim şarkıda albümden bir şarkı, bu hafta full Sam Smith dinledim anlayacağınız. Tek bir şarkı öneremem demiştim ama en çok bunu dinlememin sebebi kendimi en çok bu şarkıyla özleştirmemdi. :)



BLOGGER BUNA ÇOK GÜLDÜĞÜ İÇİN PAYLAŞMAK İSTEDİ

Bu kadın beni öldürecekldnashlfsnhfsjghkldgk

video

22 Ağustos 2014 Cuma

Doğuramadım

Merhaba arkadaşlar. Şimdi size aslında çok komiksklgndkjasngshf ama biraz da trajik bir anımı anlatacağım. Ben Pseudocyesis yaşadım. Evet yanlış duymadınız, YALANCI GEBELİK.




Geçen yazımda çocuk isteyişime değinmiştim, bu isteğim şu sıra hayli az olsa da zamanında resmen takıntılıydım. Ben sahip olamadığım şeyleri çok istiyorum, çocuk konusunda da asıl sebep buydu bence. Yoksa eş cinsel olmasaydım ne evlenmeyi, ne de çocuk yapmayı düşünürdüm büyük ihtimalle.




Neyse benim bir sevgilim vardı kaslı mı kaslı, tatlı mı tatlı... :D İyiydik hoştuk, aşık mıydık, hayır. İlişkimiz nasıldı, ehh. Ama ikimizi bir arada tutan şey çocuk sahibi olma takıntımızdı. O bana kıyasla daha mantıklıydı. İleride başka bir ülkeye yerleşecektik, evlenecektik ve bir bebiş evlat edinecektik. Pek akıl kârı değildi ama en azından rasyoneldi onun düşüncesi. Benim düşüncem ise ben hamile kalana kadar deneyecektik, sonra ben onun kıçına tekmeyi basacaktım, ünlü olup tonlarca para kazanacaktım ve çocuğumu tek başıma yetiştirecektim RLKGRSKNHSDHSH. Öhöm neyse...




Bu düşünceler kendimi eğlendirmek için oluşturduğum bir fantezi olmaktan ne zaman çıktı? Bir sabah kusarak ve göbeğimde kasılmayla uyandım. Allah'ım ama nasıl kötüyüm ölecem o derece. Annem zorla hastaneye götürmeye çalışıyor ben kendim giderim deyip sevgilimin evine gidiyorum çünkü hastaneye ancak ölüm döşeğinde falan giderim o zamanlar. Evine giderken bir anda aklıma geldi LAN SEN HAMİLE OLMAYASIN AQ dedim kendi kendime. Hemen Google'a hamilelik belirtileri yazdım ve hepsini kendime 'zorla' uyarladım.

-Adet gecikmesi. AQ BENİM ADETİM YILLARDIR GECİKİYO!!!
-Yorgunluk. EVET ÇOK YORGUNUM ŞU AN
-Bazı yiyeceklere ve kokulara karşı hassasiyet. OHA İNANMIYORUM ET KOKUSU VE TADI IYY 
-Kusma, sabah bulantıları. ALLAH'IM YOKSA GERÇEKTEN?
-Memelerde hassasiyet. (Blogger bunu ilişki esnasında göğüs uçlarının emilmesinden hoşlanmasına vurdu.)
-Baş dönmesi. EVET EVET DÜNYA DÖNÜYO (Aslında dolmuş viraj alıyordu.)
-Sık idrara çıkma. HA BU OLMADI AMA NEYSE DİĞER HEPSİ OLDU AQ KESİN HAMİLEYİM

Eve varıp bunların hepsini sevgilime anlattığımda suratı biraz şöyle oldu, biraz değil hatta aynen.




Bu konuda en az benim kadar hevesli olan adamı her şeyden soğuttum o anda. 

Oturup bana bunun imkansız olduğunu anlatmaya çalıştı falan ama ben hiç bir şey duymuyorum ANNE OLUCAM ÇÜNKÜ. Gidip hamilelik testi aldırmaya ikna etmeye çalıştım, edemedim tabii. Ben de gittim kendim aldım. Eczacı garipser sanıyordum ama hiç tepki vermedi, takmadı bile. 

Asıl olay burada patlıyor, eve gelip o çubuğun üstüne işedim ve sonuç pozitif çıktı. 




Ama ben o an ŞOK. Yani açıkçası o ana kadar biraz eğlencesine takılıyordum, komikti baya gülüyorduk benim adamla falan ama o testte iki çubuk görmek işi çok farklı bir yere getirdi. İstediği kadar imkansız olsun öyle bir sonuç almak üzerinizde inanılmaz bir etki bırakıyor. Banyodan çıktım hiç konuşmadan sonucu gösterdim, o da direkt ''Oha.'' dedi. Böyle biraz sessizlik oldu sonra ben ağlamaya başladım sfhmnjsfhfj. Çok ilginç bir ruh hali çünkü, tamam istedim ama hiç olacağını sanmamıştım yani. Hönkürüyorum ''ALLAH'IM OHA YA SEN GERÇEKTEN YANLIŞ ANLADIN BEN NASIL DOĞURUCAM?!'' diye. Direkt nasıl doğuracağımı, eğer anal yolla doğurursam bir daha giren çıkanı hissedebilecek miyim oturdum onları düşünüyorum.




Neyse hastaneye gitme kararı verdik çünkü ben yıllardır istediğim bu çocuğu aldırıcamdskgnshfsh. Arkadaşımın hekimlik yaptığı özel bir kliniğe gittik direkt onunla görüşebilmek için çünkü danışmaya gidip ''Slm az önce hamile olduğumu öğrendim şimdi de aldırmak istiyorum.'' diyecek kadar delirmemiştim. Gerçi ona gittik ama pek bir şey değişmedi o da gülmekten yarıldı. Testi gösteriyorum gözüne gözüne sokuyorum hala gülüyor. Hamilelik testlerinin yüzde yüz kesin sonuç vermediğini söyledi. Gerçekten böyle bir şeyin olabileceğini nasıl düşünmüşüm falan filan zırvaladı. Amk sana pozitif çıksa kolay tabi biliyorsun neden yanlış sonuç verebileceğini ben ne anlarım. Büyük bir hastaneye yolladı tahliller için, kanserin olabilir diye. Bokuma kadar tahlil ettiler. Testislerimde yeni oluşmaya başlamış iyi huylu tümör varmış, ondan hCG diye bir hormon üretiyormuşum. Hamilelik testi de bu yüzden pozitif çıkmış.




Sonra sevgilim beni teselli etmeye çalıştı, çünkü ben hamile olmadığımı öğrenince bu seferde üzülmeye başladım fskhnjsfhsfj. Anneme anlattım tüm olayı, o da yarıldı. Bir ara ''Salak döllenme falan olmadan nasıl hamile kalacaksın?'' dedi orada bir şey diyemedim bilmiyordu ki oğlunu dölleyen döl... Yalnız kadın tüm hikayeyi normal buldu DÖLLEME olmaması garip geldi, aynı ben ya. Anneme tümörü söylemedim baya panikler diye. Tümör için randevu almıştım zaten ameliyat oldum, tamamen alındı. Sıkıntı yok yani.

Hastane psikolojik danışmanlık önerdi, sevgilimin zoruyla ona da gittim. Psikologumu çok sevmiştim, her şeyimi anlattım bu olay da dahil. Baya yardımcı olmuştu bana. Sonra sevgilimle ayrıldık çünkü birbirimizi arkadaş gibi görüyorduk artık. Sürekli gırgır, geyik, makara kukara, hahaho falan. Sekste de hiç tutku, şehvet yoktu. Ayrılırken bile bana ''Çocuk yapamadığın için ayrılmıyorum ha yanlış anlama hehuehueh.'' dedi, ben de şu emojiyi atmıştım.



19 Ağustos 2014 Salı

Gönlü Zevkle Kudurmak

Selam aşkitoşkokaolatalarım. İlk sevgilim böyle bi şey derdi bana eskiden, aklıma geldi. Tam böyle değildi sanırım ya. NEYSE.

Dayımgil buraya taşınmıştı birkaç hafta önce, dün ise çalışmaya başladılar. Ben de yeğenime bakıyorum. Kendisi dünya üzerindeki en sevdiğim insan olabilir ama çocuk bakma olayı çok zormuş ya. Ne kadar seversen sev alıp kafasını kopartasın geliyor, o kadar yaramazlar ki... Belki de sadece enerjikler, biz onlara ayak uyduramıyoruz (Blogger 18 yaşında). Her neyse hayatımda en çok istediğim ama hiç sahip olamayacağım tek şey çocuk diyordum ama şimdi gerçekten ister miydim acaba diyorum.

Çocuk demişken, Christina Aguilera sonunda doğurdu. Kızının adını Summer Rain koymuş... Allah'ım bu ünlülere akıl fikir vermedin mi? Resmen bebelerine tamlama koyuyorlar isim diye. Blue Ivy, North West, River Rose... Ben çocuğum olabilseydi adını Ivan koymak istedim hep. :') bu cümlede bi düşüklük var ama ben çözemedim biri anlatabilir mi

Ya şu aralar #IceBucketChallange baya konuşuluyor. ALS Derneği, ALS hastalığına dikkat çekmek ve bağış toplamak için böyle bir etkinlik başlattı. Kısaca, insanlar kafalarından aşağı içi buz dolu su döküyorlar, bunun videosunu çekip sosyal medyada paylaşıyorlar. Sistem şöyle işliyor, bunu yapan kişi size meydan okuyor ve yapmayacaksanız 100$ bağışlamanız gerektiğini söylüyor. Tabii ben ne yaptım ne de 100$ bağışladım, cehennemde yanmaya razıyım. Salakça gelebilir ama aslında bu olay şu ana kadar 12 milyon dolar bağış topladı, ki muazzam bir rakam. Benim en sevdiğim farkındalık yaratma etkinliği Let's Move idi fakat bunu daha çok sevdim sanırım.

Şunu kabullenelim, birçok kişi bunu eğlencesine yapıyor. Videonun amacını bilmeyenler bile var. Bize de eğlenerek izlemek düşüyor o zaman. Ben videoları ünlüler, reziller ve gösterişçiler olarak üçe ayırıyorum.



ÜNLÜLER

Her ne kadar Drake'den Ronaldo'suna birçok kişi Beyoncé'ye meydan okusa da Beyoncé hanım götünü kaldırıp video çeker mi bilmiyorum. Belki de suyu dökünce şaraba dönüşebileceğinden gerçek güçlerini ifşa etmek istemiyordur.


 
Benim en favorim tabii ki Lady Gaga lsfknhslfnh, bu kadın gerçekten salaklık ve ikonluk arasındaki ince çizgide. Adele'e meydan okumuş ama yapacağını hiç sanmıyorum slfdknhsfjfsdj


Tyler Hoechlin aşkım da yapmaya çalışmış :')


 Justin~


Hmm playback yapmamış~~



REZİLLER
                                              
Bazı insanlar nasıl ölmemiş hayret ettim slfkhnfsh.





GÖSTERİŞÇİLER

Bunlar da her boku bir üst seviyeye taşımaya çalışan tipler.





BLOGGER'IN SEÇİMİ 

Ya bu adamda resmen kendimi gördüm.


GÜNCELLEME: EN İYİSİ YA FHJNFSLHFJSGKGH



İşte böyle anacım bu olaydan da haberiniz yoktuysa artık var. Buraya kadar okuyup, videoları gerçekten izlediysen sabrına hayran kaldım aq bir kahve ısmarlayım mı sana? ;) En sevdiğiniz #IceBucketChallange -yav bunun Türkçesi BuzluLeğenİddiası gibi bi şey oluyo- videosunu ve çocuğunuz olsaydı adını ne koyardınız yorum bırakın çünkü ben bir psikopatım.

17 Ağustos 2014 Pazar

Haftalık II

                                                         
HAFTALIK TAKINTI

Bu haftaki takıntım Lars von Trier'den başkası olamaz.


Danimarkalı sürrealist yönetmen Trier, olağanüstü yapımlara imza atmış biri. Ben biraz Luc Besson'cu olduğum için kendisini pek irdelememiştim açıkçası. Bu hafta 4 filmini izledim ve dördüne de bayıldım.



İlk olarak en çok ön yargıyla yaklaştığım filmiyle başladım, Nymphomaniac: Vol. I. Ben filmi söylendiği kadar uçuk bulmadım. Seksi cesurca kullanması sanırım insanlara bu ön yargıyı aşılıyor. Ben, seksi dünyanın en doğal ama en boş şeyi olarak gördüğüm için, sanki bana başka herhangi bir sahneyi izliyormuş gibi geldi. Aslında film çok zekice, izlemesi keyifli ve bittiğinde tekrar izleyesiniz geliyor.



İkinci olarak Melancholia'yı izledim. Neredeyse her filmi gibi, bu filmi de iki saat fakat bu yapımın farkı ilk bölüm ve sonraki bölümün çok alakasız görünmesi. Üstüne baya düşündüğünüzde aradaki çok ince bağlantıyı çözebiliyorsunuz. İlk bir saati izlerken sıkılmadım diyemem, neyse ki Alexander Skarsgård vardı. Ama kesinlikle filmin son sahnesi can alıcıydı.



Üçüncü izlediğim film Breaking The Waves idi. Her Trier filmi gibi izlemesi kolay değil. Can acıtı, boğucu, belki sıkıcı ama tokat gibi çarpan filmlerden. Filmin sonuna doğru ''Hasiktir ya!'' oluyorsunuz. Emily Watson'ın performansı bu filmle ilgili en iyi şey. Rolüne resmen kendini adamış. Film fazla uzun, izlediklerim arasında en az beğendiğim diyebilirim.



Son olarak dünyanın en ikonik insanlarından biri olarak gördüğüm Björk'ün başrolünü üstlendiği Dancer In The Dark'ı izledim. Her şeyden önce senaryo muhteşem. Björk'ün oyunculuğunu kelimelerle anlatamıyorum. Tek eleştirim müzikal kısımlarının çok aptalca görünmesi. Trier büyük ihtimalle bunu bilerek yapmıştır fakat müzikal sahnelerini ilk başta garipsemeniz normal. Bu filmde herkesin acayip ağladığını duyduğumdan ben de film boyunca ağlamayı bekledim. Hikaye aslında baştan itibaren acıklıydı fakat beni ağlatacak kadar değildi. Filmin sonuna doğru öyle bir patladım ki sanki çok sevdiğim birini kaybetmiş gibi ağladım. Resmen hüngür hüngür ağladım annem falan geldi odama o derece.

Siz bu filmleri izlediniz ve beğendiniz mi?
Bana önermek istediğiniz Lars von Trier filmi varsa yorum bırakmayı unutmayın!

EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKI/SANATÇI

Sevgili Last.fm profilime göre en çok dinlediğim şarkı;

 My anaconda don't want unless you got buns hun! Nicki Minaj'ın son zamanlarda yaptığı her işe bayıldım. Pills&Potions, ***Flawless Remix ve bu şarkı Nicki'nin çok beğendiğim yeni yüzü. Acayip eğlenceli, tüm hafta ne zaman güzel bir popo görsem ''Oh my Gosh look it her butt'' diyerek dolandım. Şaşırtıcı bir şekilde şarkının altyapısı da çok güzel. Bu tarz bir şarkıya göre çok kaliteli ve üzerine uğraşılmış bir enstrümentali var. 5/5!


Yeni albümleri yolda olduğu için bu hafta, bu çok bebiş iki kız kardeşin tüm albümlerini tekrardan hatim ettim. En sevdiğim şarkıları Boring ve Good Samaritan.


Haftalık'ta bahsetmemi istediğiniz bir topic varsa yorum bırakın! xo

16 Ağustos 2014 Cumartesi

Alışılmadık Aile

Nicole ve Nick ile tanışın!
 

 İlk fotoğrafta kadın bedeninde doğan Nicole'ü, ikinci fotoğrafta ise cinsel kimliğini keşfettikten sonra trans erkek olduğunu açıklayan Nick'i görüyoruz. Nicole artık Nick olmuştur.  


Jason ve Bianca!


 Erkek bedeninde doğan Jason, cinsel kimliğinin kadın olduğunu keşfettikten sonra Bianca ismini alarak hayatına kadın olarak devam etmeyi seçiyor.  


Nick ve Bianca gerçekte cinsiyet değiştiren iki "trans" birey.


 Bilmeyenler için hemen not düşelim. Biyolojik cinsiyetleriyle farklı cinsiyet kimlikleri olan kişilere "trans" deniyor.  


İsimlerini ve görünüşlerini değiştirseler de beden değiştirme operasyonlarının bir kısmını geçirmişler.


  Bianca ve Nick cinsel kimliklerini değiştirmiştir ancak cinsel organlarında bir değişiklik yapmamışlardır. Sanılanın aksine cinsiyet değiştirme operasyonu trans kimlik için belirleyici bir şey değildir. Trans bireyler için cinsiyet geçiş süreçleri, kendilerinin belirlediği bir süreçtir. Bu süreç içinde bedenlerinde istedikleri ve mutlu oldukları değişimleri yapabilirler.   


Bedenleriyle barışık olan çift hamileliğini de doğal yollarla gerçekleştirir.

 
Erkek olarak yoluna devam eden Nick, Bianca'nın spermlerinden hamile kalarak doğurur.  


Çiftin Kai ve Pax isimli iki çocuğu var.


Ve onlar çocuklarını büyütürken toplumsal cinsiyet rollerinden uzak tutmaya çalışıyor.
  

 Trans kimlikler hastalık değildir!

14 Ağustos 2014 Perşembe

Bir mantıkçının çocuğu olmuş sormuşlar kız mı erkek mi diye o da demiş ki, evet

Hayal kırıklığından bıktım ya. Ne zaman biriyle ilgili ''Lan bu diğer insanlar gibi değil, farklı.'' desem veya iyi olduğunu düşünsem her seferinde yanılıyorum. Özellikle insanların niyetlerini belli etmemesinden nefret ediyorum çünkü ''Arayışın ne?'' gibi saçma şeyler soran biri değilim. Saçma çünkü aslında kimse ne aradığını bilmiyor. Hepimiz kendimizce iyi bir şeyler istiyoruz, tamamen kendi aklımızda bu tarif. Pek anlatılabilecek bir şey gibi değil sonuçta olaylar kendilindiğinden gelişiyor.

Neyse bir spor hocası vardı eski iş yerinden tanıdığım. Geçen hafta Hornet'te gezinirken onun fotoğrafını gördüm. Aslında pek şaşırmadım çünkü bana olan ilgisini zamanında baya belli etmişti. Ben pek yanaşmamıştım çünkü sıkıntılı zamanlardı, yeni birini tanımaya başlamanın hiç sırası değildi. Yazıp yazmama arasında gidip gelirken o bana yazdı. Bi' de salak gibi bana ''Aa sen ibne miydin?'' falan dedi. Ya ben buna baştan beri gıcığım ama ne biliyim o kadar yalnız hissediyorum ki bazen atlıyorum önüme gelene. Bunu yapmamam lazım aslında.


                                                                                                     Tyler bebeğim, hayalimin erkeği :((((
           

Biz bununla bir hafta falan takıldık güzel zaman geçirdik aslında gayet komik biri. Her gün gıcıklığım biraz daha azalıyordu. Seks falan yapmadık. Bebişce zamanlar geçiriyoduk yani lksfnhsfh. Bugün de sinemaya gittik Lucy filmi için. (KESİNLİKLE GİDİN MUH-TE-ŞEM) Sinemadan sonra benim Cool Lime krizim tuttu ve kendimizi Starbucks'ın arka bahçesindeki ücra bir köşeye kurulmuş salıncakta otururken bulduk. Aslında mükemmel bir romantik andı benim için. Sonra bu ''Biri var, çok harika vakit geçiriyorum. Ama onun benimle ilgili ne hissetiğini bilmiyorum.'' falan dedi.



Hayatımın en rezil anlarından birini yaşadım. ''Bence sen hoş birisin, ben de en az senin kadar keyif alıyorum emin ol.'' dedim. Baktı biraz bana. Yüzündeki gülümseme giderek soldu, kabızların sıçarkenki rahatsız suratına büründü.




Ben o an çaktım tabi bahsettiği kişinin ben olmadığımı. Kem küm etmeye başlamışken ben ''Oha şaka yaptım tabii ki ben değilim, surata bak bembayaz oldun haha peki kim bu kişi?'' moduna girdim. Ne kadar çaktırmamaya çalışsada benim lafı çevirdiğimin gayet farkındaydı. Çok rahatsız edici ve geçmek bilmeyen 10 dakikadan sonra kalktık, vedalaştık. 

Ben yine mal gibi hissediyorum tabii. Rezilliğime mi yansam, yalnızlığıma mı, böyle her boka atlayışıma mı? Mesaj attı ''Kalbini kırdıysam özür dilerim, benim için değerlisin.'' diye. Şu an ayıp ettiğimin farkındayım ama o an baya sinirli olduğum için ''Siktir git ya.'' yazdım. Mal ''Peki.'' yazdı. Ya suç benim, ben yanlış anladım diyeceğim ama çocuk değilim yani onun davranışları hiç arkadaşça değildi. Bildiğin flört ediyorduk yani. Hatta acayip hoşuma gidiyordu cinsel konulardaki tutuculuğu. Demek ki diğerini sikiyomuş şerefsiz ksfmhsfj. :( YA DELİRCCCCCCCCCCEEEEEEEEEM




Şu an nefret krizim tuttu en nefret ettiğim şeyleri yazacam.
-AVM tuvaletlerindeki el kurutmak için sıcak hava üfleyen fön makinası çakması şeylerden NEFRET EDİYORUM çünkü hiç bi boka yaramıyolar, hava israfı.
-Sivilcelerden NEFRET EDİYORUM. Eğer sivilcelerin insanlara dağıtımından sorumlu biri varsa o kişi kesinlikle OÇ. Sivilcesi olması gereken en son kişi benim ya yüzlerce ürün kullanıyorum suratımda sivilce çıkmasın diye, yağlı hiçbi şey yemiyorum ama bi sabah uyanıyorsun ve YARRAK gibi orada.
-Siyah nokta bantlarından NEFRET EDİYORUM çünkü bunlarda hiçbi işe yaramıyo.
-Ne alacağını bilmeden sıraya giren insanlardan, yavaş yürüyen insanlardan NEFRET EDİYORUM.
-Instagram'de beğeni almak için yüzlerce tag yazan sonra beğeni alınca hiç bir şey olmamış gibi o tagleri silen insanlardan NEFRET EDİYORUM.
-Tüm gey uygulamalarından NEFRET EDİYORUM.
-iTunes güncellemelerinden NEFRET EDİYORUM
-Şu emojiden NEFFFFFFFFFFFFFFFFFFFRET EDİYORUM.

                                                                  ciddi anlamda dünyanın en iğrenç emojisi

12 Ağustos 2014 Salı

Durulmak


Aşk içinizde yürüyen bir şey. Senden, benden çok daha güçlü. Başladığı zaman ne kaçacak, ne de sığınacak bir yeriniz oluyor. Tek çare teslim olmak. Her nefesiniz onun için oluyor farketmeden. Tüm acısını almak, korkularından öpmek istiyorsunuz. Bittiğinde, ne kadar uzak olursanız olun, onu hissedecek kadar yakınsınız aslında. Hiç tereddüt etmeden eminsiniz, onu hep hatırlayacaksınız. Düştüğünüzde, tutmasını beklediğiniz kişi hep o olacak.

En derinden etkileyen şey de, kendi ruhunuzu onun gözlerinde görmek. Mesela ben onu ilk gördüğüm anda neler hissettiğimi hala dün gibi hatırlarım. Cennet bahçesinden çalınmış bir güzellik gördüm sanmıştım. Sanki Prometheus, Olimpos Dağı'ndan kutsal ateşi dünyaya indirirkenki gibi. Zaman ve mekan kavramları geçerli olmuyor o anda. Üç saniye çok daha uzun gelebiliyor. Aa, nefesiniz de tutuluyor tabii ki. Uydurma değil o. Aslında bir şekilde farkındasınız, bir daha asla aynı olmayacağınızın.

Ben her zaman aşkın hayatta bir kere olduğuna inandım ve bu fikrimin değişeceğini pek sanmıyorum. Tabii ki çok güzel birliktelikler olabilir, birini çok sevebilirsiniz (ki tercihim budur) fakat aşk dediğim şey çok daha farklı. Sürekli macera aramak gibi. Asla hayır diyemiyorsunuz. Güneş doğarkenki sarının, batarkenki kızılla birleştiği bir gökyüzü düşünün. Aşk biraz böyle bir şey. Aslında başlangıcı olmadığı gibi sonu da yok. Bitse de bitmese de, gerçekten sonu yok. :)

Ki bence en korkutucu tarafı da bu. Tek korkutan sonsuzluk diyebiliriz. Karşıma her çıktığında aramızda hiçbir şey olmamış gibi oluyor, tekrar tekrar tekrar tekrar aşık oluyoruz. Fakat bu gerçekten kaybedilmesi gereken bir oyun. Bir tarafın bırakması gerekiyor, bunu o kişiyle onlarca kez ayrılıp barışan biri olarak söylüyorum. Hakikaten saçma sapan şeyler yüzünden bitiyor, ya şaka gibi ama yemin ederim öyle. Verilen tüm emek ve zamanı görmüyor gözünüz.  Bir gün bakmışsınız birbirinizden ölesiye nefret ediyorsunuz ve onu bir daha görmek istemiyorsunuz. Bırakıyorsunuz ve bıraktığınız anda tekrar istiyorsunuz. Fakat onurunuzu çiğnemek için en az iki aylık bir kendinizi hazırlama süreci oluyor.

Şöyle söyleyeyim, o bana baktığında gözlerimden, cildimden, kendimden daha ötesini görürdü. Benim bile bilmediğim yönlerimi görürdü. En korkunç limanlarımı farketti. Hiçbir zaman herhangi bir insanın beni gerçekten tanıyabileceğini düşünmemiştim. Oluyormuş meğer. Beni tanıyan tek kişi o, ne annem, ne en yakın arkadaşım, ne de kardeşim, O... Onu tanıyan, en iyi tanıyan değil, tek tanıyan kişi de benim.

Aşkı şu şekilde de anlatabilirim, duvarların yıkılması. Yaradılıştan ben-merkezci olduğumuzu düşünüyorum, ta ki aşık olana kadar. Sonra güneş rolünü o üstleniyor, siz sadece yörüngedeki herhangi bir gezegensiniz. Üstelik bu sizin hayatınız olmasına rağmen! Bunun sadece evlat sahibi olunduğunda veya aşık olunduğunda oluştuğuna inanıyorum.

Anılar ise hem en çok canınızı yakan şeyler hem de tutunduğunuz tek dal. Hiçbir 'Hoşçakal' geçerli değil. Çünkü hiçbir zaman aslında gerçekten vedalaşmıyorsunuz. Hoşçakal'ın aşkta açılımı şudur, ''Birkaç ay sonra geri döndüğümde birer kez daha birbirimizin hayatını mahvedeceğiz. Sevişeceğiz ve bundan daha iyisini ne sen ne de ben dünyada başka bir kişiyle yaşayamayacağız. Sahip olduğum her şeyi alacaksın, sahip olduğun her şeyi alacağım. Sonra gideceğim ama aslında hiç gitmeyeceğim. Hadi görüşürüz.''

Aslında hiçbir şeyden pişman değilim. Onunla tanıştığım ve onu sevdiğim için pişman değilim, üzülmüyorum. Fakat bu elimde olan bir şey olsaydı, bunu tercih etmezdim. Çünkü işin aslının büyük oranda cinsel çekim olduğu kanısındayım. Başka bir açıklama yapamıyorum. Beraber olduğumuz her an ikimiz de hayvan gibi azgınız ve sürekli birbirimizin üstüne atlamak için fırsat kolluyoruz. Ve sıkılmıyoruz. Anahtar kelime bu sanırım, sıkılmamak. Biliyorum, başka hiçbir kimseyi bu kadar çok arzulamayacaksınız. Hiçbirinde bu kadar çok tatmin olmayacaksınız ama olay bu değil ya. Olay ne biliyor musun? Puzzle yapmayı eğlenceli hale getirecek biri olmalı. Kalabalık bir eve misafirliğe gittiğinizde seni balkona çıkarıp sigaranı yakacak biri olmalı. Eninde sonunda hangi yemeği ne zaman sipariş etmesi gerektiğini bilen biriyle olman gerekiyor çünkü.

10 Ağustos 2014 Pazar

Haftalık I

Selam! Bu, her hafta düzenli yazacağım bir blog yazısı olacak. Şimdilik bahsedeceğim konular, haftalık takıntım, en çok dinlediğim şarkı ve sanatçı olacak. İleride yeni konular da eklenebilir. :)

HAFTALIK TAKINTI

En çok yaptığım aktivitenin dizi izlemek olduğu bu günlerde haftalık takıntım da bir dizi oldu.


Under The Dome, Stephen King'in ünlü bilim-kurgu romanı. Senaryosunu kitaplardan alan diziler şu sıralar çok moda. Aralarında cidden başarılı yapımlar var. Bu dizinin konusunu ne kadar övsem az çünkü zaten Stephen King tarafından yaratılmış. Kısaca dizi, Chester's Mill adlı bir Amerikan kasabasının etrafına inen ve hiçbir şekilde zarar görmeyen 'kubbe' ile ilgili. Bölümler yaklaşık 40 dakika uzunluğunda. Bence bir dizi için en harika süre. Kesinlikle sıkıcı değil. Fakat dizi tabii ki kusursuz değil. Görsel efektler de biraz sıkıntı var. Bazı oyuncular tam olarak rollerini canlandıramıyor. Ve dizinin başrol oyuncusu olan bu adam yüzünden konsantre olamıyorum. :D


Aslında tipim değil ben esmer severim de bu adamın hareketleri çok karizma.
Neyse anacım, diziyi başladığım gibi bitirdim. Siz de izleyin pişman olmazsınız.

EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKI/SANATÇI

Sevgili Last.fm profilime göre en çok dinlediğim şarkı;


Şaşırmadım. :D Beyoncé hakkında konuşmaya başlarsam susmam ya, sizi sıkmayım. Gerçi Beyoncé'den sıkılınır mı delirdiniz mi ayol. Bir insana daha fazla TAPAMAM ya. ***Flawless şarkısına Nicki'yle yaptığı bu remix acayip güzel. Sözlerinde Beyoncé birçok mecraya güzelce giydiriyor. Kardeşi Solange'ın kocası Jay-Z ile asansörde kavga etmesine de şu şekilde değiniyor şarkıda, 
''Bir asansörde 1 milyar dolar varsa tabii ki bazen kötü şeyler olur.''


 En çok dinlediğim sanatçı ise Kylie Minogue aşkım olmuş. Kendisi Beyoncé'den sonra en sevdiğim sanatçı sanırım.

Haftalık'ta bahsetmemi istediğiniz bir topic varsa yorum bırakın! xo

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...