12 Ağustos 2014 Salı

Durulmak


Aşk içinizde yürüyen bir şey. Senden, benden çok daha güçlü. Başladığı zaman ne kaçacak, ne de sığınacak bir yeriniz oluyor. Tek çare teslim olmak. Her nefesiniz onun için oluyor farketmeden. Tüm acısını almak, korkularından öpmek istiyorsunuz. Bittiğinde, ne kadar uzak olursanız olun, onu hissedecek kadar yakınsınız aslında. Hiç tereddüt etmeden eminsiniz, onu hep hatırlayacaksınız. Düştüğünüzde, tutmasını beklediğiniz kişi hep o olacak.

En derinden etkileyen şey de, kendi ruhunuzu onun gözlerinde görmek. Mesela ben onu ilk gördüğüm anda neler hissettiğimi hala dün gibi hatırlarım. Cennet bahçesinden çalınmış bir güzellik gördüm sanmıştım. Sanki Prometheus, Olimpos Dağı'ndan kutsal ateşi dünyaya indirirkenki gibi. Zaman ve mekan kavramları geçerli olmuyor o anda. Üç saniye çok daha uzun gelebiliyor. Aa, nefesiniz de tutuluyor tabii ki. Uydurma değil o. Aslında bir şekilde farkındasınız, bir daha asla aynı olmayacağınızın.

Ben her zaman aşkın hayatta bir kere olduğuna inandım ve bu fikrimin değişeceğini pek sanmıyorum. Tabii ki çok güzel birliktelikler olabilir, birini çok sevebilirsiniz (ki tercihim budur) fakat aşk dediğim şey çok daha farklı. Sürekli macera aramak gibi. Asla hayır diyemiyorsunuz. Güneş doğarkenki sarının, batarkenki kızılla birleştiği bir gökyüzü düşünün. Aşk biraz böyle bir şey. Aslında başlangıcı olmadığı gibi sonu da yok. Bitse de bitmese de, gerçekten sonu yok. :)

Ki bence en korkutucu tarafı da bu. Tek korkutan sonsuzluk diyebiliriz. Karşıma her çıktığında aramızda hiçbir şey olmamış gibi oluyor, tekrar tekrar tekrar tekrar aşık oluyoruz. Fakat bu gerçekten kaybedilmesi gereken bir oyun. Bir tarafın bırakması gerekiyor, bunu o kişiyle onlarca kez ayrılıp barışan biri olarak söylüyorum. Hakikaten saçma sapan şeyler yüzünden bitiyor, ya şaka gibi ama yemin ederim öyle. Verilen tüm emek ve zamanı görmüyor gözünüz.  Bir gün bakmışsınız birbirinizden ölesiye nefret ediyorsunuz ve onu bir daha görmek istemiyorsunuz. Bırakıyorsunuz ve bıraktığınız anda tekrar istiyorsunuz. Fakat onurunuzu çiğnemek için en az iki aylık bir kendinizi hazırlama süreci oluyor.

Şöyle söyleyeyim, o bana baktığında gözlerimden, cildimden, kendimden daha ötesini görürdü. Benim bile bilmediğim yönlerimi görürdü. En korkunç limanlarımı farketti. Hiçbir zaman herhangi bir insanın beni gerçekten tanıyabileceğini düşünmemiştim. Oluyormuş meğer. Beni tanıyan tek kişi o, ne annem, ne en yakın arkadaşım, ne de kardeşim, O... Onu tanıyan, en iyi tanıyan değil, tek tanıyan kişi de benim.

Aşkı şu şekilde de anlatabilirim, duvarların yıkılması. Yaradılıştan ben-merkezci olduğumuzu düşünüyorum, ta ki aşık olana kadar. Sonra güneş rolünü o üstleniyor, siz sadece yörüngedeki herhangi bir gezegensiniz. Üstelik bu sizin hayatınız olmasına rağmen! Bunun sadece evlat sahibi olunduğunda veya aşık olunduğunda oluştuğuna inanıyorum.

Anılar ise hem en çok canınızı yakan şeyler hem de tutunduğunuz tek dal. Hiçbir 'Hoşçakal' geçerli değil. Çünkü hiçbir zaman aslında gerçekten vedalaşmıyorsunuz. Hoşçakal'ın aşkta açılımı şudur, ''Birkaç ay sonra geri döndüğümde birer kez daha birbirimizin hayatını mahvedeceğiz. Sevişeceğiz ve bundan daha iyisini ne sen ne de ben dünyada başka bir kişiyle yaşayamayacağız. Sahip olduğum her şeyi alacaksın, sahip olduğun her şeyi alacağım. Sonra gideceğim ama aslında hiç gitmeyeceğim. Hadi görüşürüz.''

Aslında hiçbir şeyden pişman değilim. Onunla tanıştığım ve onu sevdiğim için pişman değilim, üzülmüyorum. Fakat bu elimde olan bir şey olsaydı, bunu tercih etmezdim. Çünkü işin aslının büyük oranda cinsel çekim olduğu kanısındayım. Başka bir açıklama yapamıyorum. Beraber olduğumuz her an ikimiz de hayvan gibi azgınız ve sürekli birbirimizin üstüne atlamak için fırsat kolluyoruz. Ve sıkılmıyoruz. Anahtar kelime bu sanırım, sıkılmamak. Biliyorum, başka hiçbir kimseyi bu kadar çok arzulamayacaksınız. Hiçbirinde bu kadar çok tatmin olmayacaksınız ama olay bu değil ya. Olay ne biliyor musun? Puzzle yapmayı eğlenceli hale getirecek biri olmalı. Kalabalık bir eve misafirliğe gittiğinizde seni balkona çıkarıp sigaranı yakacak biri olmalı. Eninde sonunda hangi yemeği ne zaman sipariş etmesi gerektiğini bilen biriyle olman gerekiyor çünkü.

2 yorum:

  1. Aşkı ben hep bir ''yer''de düşünürüm. Doğru kişi geldiğinde (veya geldiğini sandığımızda) onu ararız, bulduğumuzda da onu hiç bırakmayız. Tabi bu çok az kişinin başına gelmiş bir olay. İnsanlar birini gerçekten sevebilir. Hatta ona ''senden başkasını sevemem'' bile diyebilir. Ve gerçekten de bunu kastedebilir. Ama bence aşk onlardan çok daha öte ve çok daha yüce bir şey.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bazıları iyi, bazıları da benim gibi kötü yönlerini yaşıyor ya kaç milyar tane insan varsa o kadar sevme şekli var. :)

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...