17 Ağustos 2014 Pazar

Haftalık II

                                                         
HAFTALIK TAKINTI

Bu haftaki takıntım Lars von Trier'den başkası olamaz.


Danimarkalı sürrealist yönetmen Trier, olağanüstü yapımlara imza atmış biri. Ben biraz Luc Besson'cu olduğum için kendisini pek irdelememiştim açıkçası. Bu hafta 4 filmini izledim ve dördüne de bayıldım.



İlk olarak en çok ön yargıyla yaklaştığım filmiyle başladım, Nymphomaniac: Vol. I. Ben filmi söylendiği kadar uçuk bulmadım. Seksi cesurca kullanması sanırım insanlara bu ön yargıyı aşılıyor. Ben, seksi dünyanın en doğal ama en boş şeyi olarak gördüğüm için, sanki bana başka herhangi bir sahneyi izliyormuş gibi geldi. Aslında film çok zekice, izlemesi keyifli ve bittiğinde tekrar izleyesiniz geliyor.



İkinci olarak Melancholia'yı izledim. Neredeyse her filmi gibi, bu filmi de iki saat fakat bu yapımın farkı ilk bölüm ve sonraki bölümün çok alakasız görünmesi. Üstüne baya düşündüğünüzde aradaki çok ince bağlantıyı çözebiliyorsunuz. İlk bir saati izlerken sıkılmadım diyemem, neyse ki Alexander Skarsgård vardı. Ama kesinlikle filmin son sahnesi can alıcıydı.



Üçüncü izlediğim film Breaking The Waves idi. Her Trier filmi gibi izlemesi kolay değil. Can acıtı, boğucu, belki sıkıcı ama tokat gibi çarpan filmlerden. Filmin sonuna doğru ''Hasiktir ya!'' oluyorsunuz. Emily Watson'ın performansı bu filmle ilgili en iyi şey. Rolüne resmen kendini adamış. Film fazla uzun, izlediklerim arasında en az beğendiğim diyebilirim.



Son olarak dünyanın en ikonik insanlarından biri olarak gördüğüm Björk'ün başrolünü üstlendiği Dancer In The Dark'ı izledim. Her şeyden önce senaryo muhteşem. Björk'ün oyunculuğunu kelimelerle anlatamıyorum. Tek eleştirim müzikal kısımlarının çok aptalca görünmesi. Trier büyük ihtimalle bunu bilerek yapmıştır fakat müzikal sahnelerini ilk başta garipsemeniz normal. Bu filmde herkesin acayip ağladığını duyduğumdan ben de film boyunca ağlamayı bekledim. Hikaye aslında baştan itibaren acıklıydı fakat beni ağlatacak kadar değildi. Filmin sonuna doğru öyle bir patladım ki sanki çok sevdiğim birini kaybetmiş gibi ağladım. Resmen hüngür hüngür ağladım annem falan geldi odama o derece.

Siz bu filmleri izlediniz ve beğendiniz mi?
Bana önermek istediğiniz Lars von Trier filmi varsa yorum bırakmayı unutmayın!

EN ÇOK DİNLEDİĞİM ŞARKI/SANATÇI

Sevgili Last.fm profilime göre en çok dinlediğim şarkı;

 My anaconda don't want unless you got buns hun! Nicki Minaj'ın son zamanlarda yaptığı her işe bayıldım. Pills&Potions, ***Flawless Remix ve bu şarkı Nicki'nin çok beğendiğim yeni yüzü. Acayip eğlenceli, tüm hafta ne zaman güzel bir popo görsem ''Oh my Gosh look it her butt'' diyerek dolandım. Şaşırtıcı bir şekilde şarkının altyapısı da çok güzel. Bu tarz bir şarkıya göre çok kaliteli ve üzerine uğraşılmış bir enstrümentali var. 5/5!


Yeni albümleri yolda olduğu için bu hafta, bu çok bebiş iki kız kardeşin tüm albümlerini tekrardan hatim ettim. En sevdiğim şarkıları Boring ve Good Samaritan.


Haftalık'ta bahsetmemi istediğiniz bir topic varsa yorum bırakın! xo

2 yorum:

  1. The Pierces'i dinleyen birini gorunce sevindim :D Benim en sevdiklerim pretty little liars'da duydugum ve asik oldugum "Secret" ve Kill! Kill! Kill! Cok tatli sarkiciar aslinda.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Gossip Girl dilencisiyken Secret ile tanımıştım ben de. Çok seviyom <3

      Sil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...