18 Ocak 2015 Pazar

Ne Mi Yapıyom?



Yeşil çay içiyorum sen nabıyon? Ha son zamanlarda mı? Dur anlatayım.

Her şey yaklaşık üç hafta önce Bae'nin, Facebook hesabını stalklar iken paylaştığı videoyu görmemle başladı. Bir pompacı kardeşimiz Bae'nin sahip olduğu benzin istasyonLARından birinin personel dolabına tahta kalemiyle Beşiktaş yazmış. Bae de ağır Galatasaray fanatiği olunca bunun eline bezi vermiş ve sil anam sil yaptırmış. Bunu da videoya almış.

Onun aksanı ile;

+''Silin, silin, silin! Bejiktaşmış emen silin.''
*gülüşmeler*
-''Siliyoruz abi işte.''
+''Çarşı karıştı.''
*gülüşmeler*
*O'nun gülüşü*
-''Sen karıştırdın abi. Siliyoz, siliyoz ama...''
Bae'nin kardeşi: ''Akşama intikam alırsınız artık maçta.'' -derby maçına ithafen-
-''Abi sakın feyse meyse atma, ha!''
+''İstasyon malına bakalım nası zarar verirsiniz siz.''
-''Zarar mı bu şimdi abi?''
+''Astır ordan, benim gözüme zarar. Ben Gassaraylıyım. Beni ilgilendirrrmez, sileceksiniz. Tiner alın, tiner bulun.''
.
.
.
-''Bu kadar yeterli be abi.''
+''Silin. Okunmayacak ale gelsin.''
-''Okunmayacak hale?''
+''He. Adin bakalım Be Je Ke dayanışması.''
-''Dolabın içine yazabiliriz demi abi bakmazsın?''
+''Bakarım.''

Bu 2:18 saniyelik saçma sapan video hayatımı kaydırdı. Neden? Çünkü her şeyden önce aptalın tekiyim. Ve bu, onu üç sene sonra ilk kez ''canlı görürcesine'' görüşümdü. Her fotoğrafını görünce yıkılan ben, hem sesini duyup hem de hal ve hareketlerini tekrardan görünce; baya kötü oldum. Sonra aradım açmadı. Sonra upuzun bir mesaj attım Facebook'tan, görmedi. Sonra ''Diğer kutuna bakmalısın...'' diye SMS attım fsjhnsfjfsj. Bakmadı... Mesajın içeriği onu bıraktığım için ne kadar üzgün ve pişman olduğumdu. Bana geri dön diye yalvarmadım. Tabii içimde niyetim oydu ama gerçekten bilmesini istediğim tek şey sadece çok ama çok üzgün olduğumdu.

Hazır daha önceki haftalarda altı aydır süren bir ilişkisini olduğunu öğrenmişken, beni de böyle görmezden gelmesi koydu. Ben hep birbirimizi sonsuza kadar severiz sanmıştım, ayrı olsak bile severiz sanıyordum. Üç yıl dayandı ama sonra pes etti sanırım. Ben edemedim, hala seviyorum, kimseyi o kadar sevmedim, başka birini de o kadar çok sevebilir miyim bilmiyorum.

Bu depresyon sürecimi başlatan ilk domino taşıydı. Ardından bir aidiyetsizlik hissettim. Kendime bu şehirde ne yaptığımı ve gerçekten burada olup olmak istemediğimi sordum. Ne yaptığımı bilmiyordum ve burada olmak istemedim. Gitmek istedim. Nereye gitmek istediğimi bilemedim. Aslında biliyordum. Ve gittim.

Tabii ki gitmedim. Çünkü gidersem bir daha geri dönemeyebilirdim. Daha önce yapmadığım şey değildi. Ben kaçarsam bir daha gelmem genelde. Ve hayatımın düzenini tekrar bozmak istemedim.

Ardından en yakın arkadaşımın benim bu kötü durumumu tam bir hafta boyunca fark etmemesi beni dellendirdi. Resmen arayıp ''BEN ÜZGÜNÜM FARKINDA MISIN?'' dedim. O da eşekliğin kendinde olduğunu kabul ederek özür diledi. Fakat sonrasında davranışlarında değişme olmadı, hala aynı umursamamazlığı sergiliyordu ve benim artık bir takım davranışları gözüme batmaya başlamıştı. Ben de sert bir şekilde bunları ona söyledim. Kızdı ve alındı. Sonra da aramız iyice açıldı.

Kendisi hiçbir zaman nefret edecebileceğim veya sevmekten vazgeçebileceğim bir insan değil, arkadaşlığımıza çok kıymet veriyorum. Arada bir yanıma gelip hiçbir şey olmamış gibi konuşsa da galiba artık vademiz doldu. Veyahut birbirimizi rahat bırakma sürecindeyiz. Fakat bir daha eskisi gibi olabilir miyiz, bilmiyorum.

Çevremde kendime yakın gördüğüm tek insanı da bir nevi kaybetmişken iyice içime kapandım ve diğer yüzlerce insan umrumda bile olmadı. Neredeyse hepsinin benim için hiç bir şey ifade etmediğini anladım. Hazır izole olmuşken kendimi iyice Bae'ye odakladım ve iyice dellendim. Final haftasıydı ve ertesi gün verilen paragrafı yorumlayan bir essay yazmamız gereken sınavımız vardı. Metin İngilizce'ydi tabii ama buyrun Türkçesi;

Fakir ve yaşlıca bir adam, ormana gitmiş. Odun keserken, arkasında bir ses işitmiş. Arkasını döndüğünde, devasa bir yılan olduğunu görmüş. Korkmuş ve koşmaya başlamış. Adam koşarken, yere düşmüş. Yılanın kendisini öldüreceğini anlayıp dua etmeye başlamış. Adam dua ederken, yılan dile gelmiş, "Neden koşuyorsun? Amacım sana zarar vermek değil. Ben çok yalnızım, kimsem yok. Bu orman benim için çekilmez oluyor çoğu zaman. Tek istediğim seninle arkadaş olmak.", demiş. Yaşlı adam şaşkınmış. Şaşkınlığını attıktan sonra yılan ile sohbet etmeye başlamışlar. Saatler boyu sohbet etmişler. Yaşlı adam kendi sorunlarını, yılan kendi dertlerini anlatmış. Karanlık çöküp de ayrılma zamanı geldiğinde, yılan, yaşlı ve fakir adamı evinin önüne kadar götürmüş. Büyük bir altın çıkarıp, yaşlı adama dostluğunun karşılığı vermiş.

Günler böyle ilerlemiş. Aylar yılları kovalamış. Yılan ile yaşlı adam iki iyi dost olmuş. Yaşlı adamın ne zaman başı sıkışsa, yılan, inine gidiyor, büyükçe bir altın kütlesi çıkararak, yaşlı adama veriyormuş. Yılan da yaşlı adam da birbirlerini seviyorlarmış.

Günün birinde yaşlı adam hastalanmış. Birkaç gün sonra evde yiyecek bir şey kalmadığını görünce, oğlunu çağırmış. Yılan ile olan dostluğunu anlatmış. Benden selam söyle, durumumuzu anlat, sana hediye verecektir, diyerek oğlunu yılana göndermiş.

 Oğlu, ormanın yolunu tutmuş. Babasının anlattığı yere gelmiş. Birden yılan ininden çıkmış ve devasa bedeniyle oğlanın üzerine gelmiş. Yılan, tam çocuğa zarar verecekken, çocuk nihayet ses çıkarmış ve babasının gönderdiğini söyleyerek, yiyecek bir şeylerinin kalmadığını, durumlarının kötü olduğunu, babasının hasta olduğunu anlatmış. Yılan, oğlanı dinledikten ve dostu için üzüldükten sonra yuvasına dönmüş. Az sonra ağzında bir büyük altın parçası ile çıkagelmiş. Çocuğa vermiş. Babası için çok üzüldüğünü, onun için dua edeceğini, ne zaman başları sıkışsa ona gelebileceğini söyleyerek çocukla vedalaşmış.

Şeytan bu ya, yılan tam yuvasına dönerken, oğlan, yılanın yuvasında altının çok olacağını, yılanı öldürürse hepsine sahip olacağını ve ömürlerinin sonuna kadar rahat yaşayacağını düşünmüş. Bulunduğu yerden kocaman bir kaya alarak yılana fırlatmış. Kaya, yılanın kuyruğuna denk gelmiş ve yılanın kuyruğunu koparmış. O can acısıyla yılan çocuğu sokmuş ve öldürmüş.

 Bu olaydan aylar sonra yaşlı adam yılanın yuvasına gitmiş. Yılana seslenmiş. "Yılan kardeş, bizim oğlan cahildi, aza kanaat etmezdi, hep daha fazlasını isterdi, büyük bir suç işledi ve cezasını çekti. Allah onu affetsin. Bizim oğlanın suçunu bana niye yüklüyorsun? Benim ne suçum var? Biz iki iyi dosttuk, yine dost olarak kalabiliriz. Gel bu küskünlüğe son verelim, yeniden dost olalım." deyivermiş.

 Yılan kafasını yuvasından çıkarmış, yaşlı adama bakmış.

"Ne sen oğlunun ölümünü, ne de ben giden kuyruğumu unutabilirim. Nasıl eskisi gibi olur her şey..." demiş.

Sonra bana dank etti. Ben onu hiçbir neden yokken, sadece başıma gelebilecek bir şeyden korktuğum için ve birbirimize sonsuzluk için yemin etmişken terk ettim. Beni hala sevse de sevmese de, ona attığım bu kazığı nasıl unutabilir ki?

Unutamazdı. Ben de unutamazdım. Olmazdı. Kırılan şeyler, düzelmezdi. Sonra kabul ettim, aşamadım ama kabullendim. Kabullenmek beni rahatlattı. 

Sonra Göksel'in albümü çıktı, yine kötü oldum fslkhjmnfsdj. Gerçekten dinlemelisiniz, dost tavsiyesi.

(MÜZİK MOLASI)
(en çok ağlatan.)

2015 hiç güzel başlamadı yani. Ama ben 2015'i hayatımın en güzel yılı yapacağıma dair kendime söz verdim. Ve bu sözü tutmak için elimden gelen her şeyi yapacağım. Yoksa bu gidişim iyi değil.

Neyse ki toparlandım. Notlarım muhteşem değil ama iyi. Kaldığım ders yok, bu iyi. Erasmus başvuruları başlamak üzere, ona başvuracağım. Almanya istiyorum eğer olursa Eylül'de gidiyorum. Gitmeyi gerçekten çok istiyorum.

Bir de dün ev aldık sanırım. Almadık da pazartesi günü alıyoruz galiba. Annem delirdi yine ev alacam diye. Ama ilk kez bu kararının arkasında durdum çünkü ev MUH-TE-ŞEM. Benim odam tamamen denize bakıyor önünde hiçbir şey yok. Toroslara bakan ve Antalya manzaralı odalar da var. Manzaraları geçtim, ev çok büyük ve benim Antalya'da yaşamak istediğim yerde. Sitede üç tane tenis kortu var, bu tenise tekrar dönmeme sebep olabilir. Tek beğenmediğim yeri şimdiki oturduğumuz sitemizin havuzları o sitenin havuzlarından çok daha iyi. Aman alsın evi alıyorsa ya. Çünkü kiradayız şu an ve annem bu durumdan çok rahatsız, elin cebine bin lira sayıyoruz her ay diye kendi kendine acayip stres yapıyor. Sürekli üzgün ve kızgın. Eğer bu onu mutlu edecekse almalı, beni de mutlu edecek diye düşünüyorum. 

Sigaraya tekrar başlamam ve aşırı içmem kötü oldu. Ama tekrar içkiye başlamamdan iyidir diye düşünüyorum. Okul tatil olduğuna göre büyük ihtimalle şu ertelediğim ameliyatı olacağım. Ama bu duygusal durumdan yeni çıkmışken olsam mı olmasam mı diye düşünüyorum. Sonra sürekli bahane bulduğum ve ertelediğim aklıma geliyor. En iyisi olayım da bitsin şu.

Aslında bir şey daha anlatmam lazım. Seçmeli dersimin finalinde hoca verdiği repertuardan şarkılar çalıp, şarkıların isimlerini ve sanatçılarını yazmamızı istedi. Ben hiçbir derse gitmediğim için repertuardan haberim yoktu tabii. Neyse ki çaldığı şarkıların hepsini bilebildim, sonra en son şarkıyı açtı...

Bana O'nu hatırlatan veya onunla özdeşleştirdiğim birçok şarkı var ama O'nun ''Tamam, bu bizim şarkımız.'' dediği tek bir şarkı vardı. Ve ben o şarkıyı ömrü hayatımda sadece bir kere dinlemiştim. Ayrıldıktan sonra tekrar dinlemeye korktum, sonra da unuttum gitti. Ayrıldığımız günün sabahı Edirne'deki evlerinin yan tarafındaki çimenlik bir tepede uyandım. Akşam evde o kadar çok içmişim ki beni ne ara ve nasıl oraya getirdi ya da orada mı yattık hiç hatırlamıyorum. Beni o şarkıyla uyandırdı ve yanında getirdiği birkaç atıştırmalıkla orada küçük bir piknik yaptık. Şarkıyı duyduğumda o kadar çok sevdim ve o kadar çok bizimle bağdaştırdım ki sözleri, hayatımın sonuna kadar en fazla dinleyeceğim şarkı o olur sanmıştım. Halbuki, sadece bir buçuk kere dinleyebildim.

Hoca çalmaya başlayınca şarkıdaki gitar ve keman bana çok tanıdık geldi ama anımsayamadım. Sonra sözler başlayınca beş on saniyelik bir şok geçirdim ve kağıdı bırakarak çıktım. Koştum. Taa denize kadar koştum, sonra yine ağladım. Hayatın benimle dalga geçercesine onu bu şekillerde karşıma çıkarmasına isyan ettim. Sonra kendime verdiğim sözü hatırladım ve, ''Eğer beni sözümden döndürme çaban buysa senin amk Allah baba. Bıktım testlerinden de verdiğin bu kaderden de.'' diye bağırarak eve gittim. O an nasıl bir uyanışla isyan ettim bilmiyorum ama iyi ki etmişim çünkü normalde bu olay benim depresyonumu bir ay daha uzatabilirdi. 

Şarkının ismini söylemek istemiyorum. Belki anlamışsınızdır ama anladıysanız da buraya yazmayın. Kimse bilsin istemiyorum çünkü kimseye söylemedim. Kendim bile unutmuştum. Bir daha da dinlemeyeceğim zaten. Yani dinlememek için savaş veriyorum.

ÖF KENDİMDEN SIKILDIM BE HADİ BYE.
BİR SONRAKİ YAZI DAHA EĞLENCELİ OLUR UMARIM.
İNŞ.



(͡° ͜ʖ ͡°)



5 Ocak 2015 Pazartesi

835



Yağmur damlaları düşüyor suratıma, duyabiliyor musun acımı?
Bir daha asla sevemeyecek bu çocuk.
Ağlayışımı duyacak mısın bu gece?
Kaçamıyorum artık.
Çünkü kabullendim.
Bir daha asla sevemeyeceğim.
Her yağmur damlası düştüğünde beni düşüneceğini söylemiştin.
Düşünüyor musun?
O ıssız otobanda nasıl döndük sırtlarımızı birbirimize?
Bu kalp ağrısı dayanılmaz ve ben bu gece yine yalnızım sevgilim.
Bir daha asla sevemeyeceğim.
Tanrı'ya yalvardım, eğer o yeni birini sevecek olursa, bırak önce ben öleyim diye.
Duymadı beni. Göz ardı etti belki de.
Işıkları kapatıyorum, ellerini hissedebilmek için.
Şimdiki aklım olsa diyorum...
Beni ölüme götür, dönmeyeceğim.
Çünkü artık biliyorum, kabullendim.
Ben bir daha asla sevemeyeceğim.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...