13 Şubat 2015 Cuma

Pizza



Annem eskiden beni çok severdi. Mahalle çocukları beni dışlayınca hepsini annelerine şikayet eder, sorduğum her soruya mantıklı bir cevap vermeye çalışır, ay sonu olsa bile mutlaka istediğim ıvır zıvırları alırdı. Annemin bu sevgisini hiçbir zaman hafife almadım, hatta anneme sürekli ''Babamdan ayrıl, ikimiz evlenelim.'' dediğimi hatırlarım.

Babam anneme hiç el kaldırmadı ama ikisinin de birbirlerine hoş olmayan laflar ettiklerini çok duydum. Onların bu sözlerini duymak babamın dayaklarından bile daha fazla acıtırdı. Evet, babam beni döverdi. Fotoğraf makinesini inceledim diye döverdi, fanta içtiğim için döverdi, erken yatmadığım için döverdi, bakkaldan gelirken para üstünü düşürdüğüm için döverdi. Döverdi yani. İşin kötü tarafı babamdan öyle korkardım ki, bunların hiçbirini anneme söyleyemezdim. Ve babam o kadar iyi bir oyuncuydu ki annem etraftayken kilise şapkası takmış bir şeytandan farkı yoktu.

Sonra kardeşim doğdu. Onun doğduğu gün tüm aileyle birlikte geçirdiğimiz en mutlu gündü. Takip eden günlerde ise babam artık beni dövmüyordu. Fakat aynı zamanda annem de artık kafama top atan Yavuz'u, annesine şikayet etmeye gitmiyordu. İşte o zaman fark ettiğim şey, annem ve babamın söz dalaşlarından daha fazla canımı yaktı. Artık yok gibi bir şeydim. Evde dikkat çekmek için koşuşturuyor, türlü türlü yaramazlıklar yapıyordum sırf babam beni fark etsin de bir tokat atarak benim burada olduğumu bana fark ettirsin diye. Tabii 6 yaşında bir çocuğun aklıyla bu şekilde düşünmem o sıralar oldukça normaldi.

Çünkü kardeşim ve ben de büyümeye başlayınca fark ettim ki aslında öyle bir şey yoktu. O sadece bir bebekti ve muhtaç olduğu ilgi ve sevgiyi alması gerekiyordu. Zaten o da artık bir bebek olmaktan çıkınca aramızda bir farkın olmadığını anladım. Çünkü babam beni tekrar dövüyor, annem beni tekrar savunuyordu.

Tabii bu sefer konular farklıydı. Babam beni tarayıcı geçmişinde eş cinsel siteleri gördüğünden dövüyor, annem ise beni ''Senin oğlun esrarkeş.'' diyen koca karılara karşı savunuyordu. Masumiyetim artık müzelik olmuştu. Ben büyümeye başladıkça kirleniyor, arkamdan gelen kardeşime kötü örnek oluyordum. E tabii babam da bu yüzden beni tekrar tekrar dövüyordu.

O sabahı hiç unutamıyorum, ben 14 kardeşim ise 8 yaşındaydı. Bir pazar günü uyandık ve mutfağa gittik. Annemle babam, adı ''pizza'' olan bu değişik şeyi yapıyorlardı ve bizden de yardım etmemizi istediler. Ailem oldukça kontinental olmasına rağmen bu pizza denen na-bayaste şeyi daha önce hiç yememiştim. Kardeşimin zaten dünyadan haberi yoktu. Hala hatırlarım annemin hamuru açmasına nasıl hevesle yardım ettiğimi.

Kardeşimin doğduğu günden sonra ikinci kez tekrar bir aileymişiz gibi hissetmiştim. İkinci kez herkes sevgi doluydu, kimse işten bahsetmiyor, kimse alkol almıyordu. Pizza yapıldı ve yenildi. Babam işe gitti, geri geldiğinde ise annem ve babam en büyük kavgalarını ettiler.

Bağırışlar, etrafta uçan eşyalar ve küfürler kardeşim ile beni haliyle çok korkutmuştu. Ama ben artık burada büyük bir sorun olduğunu fark edebilecek yaştaydım. Annem başka bir kadından bahsediyordu, belli ki babam annemi aldatmıştı. Evdeki eşyaların yarısı kırılana, ikisinin de artık bağıracak dermanları kalmayana dek kavga ettiler. Ben kavga etmelerini istemiyordum çünkü daha bu sabah pizza denen şeyi yapmıştık ve artan iki dilim hala mutfak tezgahının üstündeydi.

Korktuğum başıma gelmiş, ayrılma kararı almışlardı. Vazgeçmelerini ne kadar umut ettiysem de vazgeçmediler, boşandılar. Garip bir şekilde boşanmalarının ardından bunun kardeşim ve benim için daha iyi olabileceğini düşündüm çünkü artık beni döven bir baba olmayacaktı ve evde daha fazla keşmekeş yaşanmayacaktı. Teorik olarak böyle oldu evet, ama annem bir daha asla eskisi gibi olmadı. En azından bana karşı.

O günden sonra annemin gözleri, hala nedenini anlayamadığım bir kin ve nefretle bakıyor. Bazen sormak istesem de boğazımda düğümleniyor, soramıyorum. Merak ediyorum acaba her şeyin benim suçum olduğunu mu düşünüyor? Benim melek annem artık gitmiş, beni tok evin aç kedisi durumuna düşüren şirret bir kadın gelmişti adeta. Halbuki kardeşime karşı davranışları tam aksiydi. Bu durum hala da böyle.

Annemden öyle şeyler duyuyorum ki bazen, tam o anda ya onu ya da kendimi öldüresim geliyor. Bazen kardeşime olan tutumu bana o kadar çok batıyor ki... Sanki ben sevmediği akrabası tarafından emanet bırakılmış öksüz bir beslemeymişim gibi davranıyor bana. Garip olan şey ise bazı günler insafa gelip, 6 yaşımdaki hallerine dönmesi. Yılda iki kere falan beni öperek uyandırıyor mesela, hiç yoktan iyidir.

Babam ise arada bir zorla aradığım, bazen suçluluk hissedip doğum gününü kutladığım şerefsiz bir adamdan ötesi değil benim için.

Kardeşim ise benden nefret ediyor. Ya da en azından kendisi böyle söylüyor. Annem bana sürekli bir düşmanmışım gibi davrandığı için kardeşim de onun cephesinden benimle savaşmaya çalışıyor.

Kısacası babamın gidişiyle dağılan -gerçi daha önce de pek birleşik olduğunu söyleyemem- bu ''aile'', aynı çatı altında yaşayan bir anne-oğul ve bir yabancıdan, zatımdan, oluşuyor artık. Ve belki de aynı evde yaşayan bu üç kişinin aslında bir aile olduğunu hatırladığım tek an annem ve babamın ayrılık kararı aldığı günün sabahı yaptığımız pizzanın, şu an iki-üç ayda bir kere yaptığımız bir ritüele dönüşmesi. Tabii artık herkes pizzasını dışarıdan yiyor. Annem neden bunu hala devam ettiriyor bilmiyorum, belki babamı hatırlamak, belki de dört kişiyken ve ''mutluyken'' yaşanan anıları yad etmektir amacı. Bildiğim tek şey, bazen pizza yapacağımız günü iple çekiyorum. Çünkü o günün dışında annemle pek konuşmuyoruz. Kardeşim ise nadiren de olsa yanımda duruyor, ona yardım etmeme izin veriyor.

Annem artık beni seviyor mu bilmiyorum. Bazen diyorum keşke her gün yapsak şu pizzayı, belki her gün yeniden bir aile oluruz diye. Ama pizza ya bu, her gün de yenmiyor işte.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...