28 Eylül 2015 Pazartesi

açılamadım



az önce kendimi inkar ettim. üç kere.
açılacağım ilk akrabam yengem olur derken, daha önce hiç yemediğim kadar büyük bi kazık yedim. 
bir konu hakkında tartışıyorduk,
sonra onu aşağıladığımı söyledi.
tartışmanın ortasında bana ''tuhaf'' dedi durup dururken, bi garipmişim...
niye benim sevgilim yokmuş...
anneme döndü ''bunda bişi var, gözünü ayırma.'' dedi, çekti gitti.
sonra aradı, böyle bi şeyi bana 'konduramıyormuş'.
bu bir hastalıkmış ve benim için dua edecekmiş.
hiçbir şey demedim.
kabul de etmedim, 
şu ana kadar annem için hep ''sorarsa söylerim yea.'' diyordum.
ne bileyim, annem kötü düşünmez sanıyordum.
yanılmışım...
cesaret edemedim...
söyleyemedim...
geçti karşıma, ağzından zor döküldü kelimeler.
her zamanki boynu büküklüğüyle, alçak sesiyle...
''erkeklere mi meyillisin?'' 
(neyse en azından top demedi.)
''allah'ım beni böyle bi şeyle imtihan etmesin.''
(heey imtihan olan benim!)
''böyle bir şey olamaz, daha fazla üzülmek istemiyorum. çok üzülürüm.''
(bunu duyunca onaylayamayacağımı anladım zaten...)
''hayır, yok...'' dedim.
''ben bunu kaldıramam, sen benim tek umudumsun kardeşine kim bakacak ben ölünce?''
(ne alaka aq...)
''ne derler bize?''
(ne derlerse desinler siktiklerimin amlarını orospuları çocukların!!1!11)
''senin başına bu geleceğine ölmeyi yeğlerim.''
''anne allah korusun sus, nereden çıkarıyorsun yok öyle bi şey.'' dedim.
''senin böyle bi tercihinin olamayacağını biliyorum.''
.
.
.
tercih değil yönelim diyemedim tabii.
allah beni çoktan imtihan etti de diyemedim.
böyle bişi yarrak gibi de var anne hiç diyemedim.
''yok öyle bi şey anne!'' dedim.

az önce kendimi inkar ettim. üç kere.

kalın puntoyla yazayım ki kendimden utanayım.
yargıladığım, korkaklıkla suçladığım, hatta nefret ettiğim insanlara dönüştüğüm için tüküreyim yüzüme.

ve bu yazıyı neden nesren yazılması gerekirken nazmen yazdım ben de bilmiyorum. çok üzgünüm şu an. uğraşmak istemiyorum hiç bi şeyle. sigara içmem lazım. sigarayı bırakacak zaman mıydı be Lolipop!

üzgünüm anne. bir kereliğine olsun dürüst olmak isterdim.


24 Eylül 2015 Perşembe

cemal

daha önce de söylediğim gibi
ben senin bildiğin geylerden değilim
slm
ismin?
yazıyor...
yatağa geçelim
selam güzelliklerin kralı
hayatını benimle geçirir misin?
yanımda uyanıp
her şeyin iyi olduğunu söyler misin?
ve sen işe gittiğinde
nihayet ikindiye kadar piyano çalabileceğim
insanlarla tanışmak tehlikeli şey
sanırım...
içinde yaşadıkları delik çok büyük
ne yiyecekle doldurulur
ne de iyi şeylerle
saat 9
seni aramak için dört saat daha beklemem gerek
ve telefonu açmadan önceki bip sesi canımı yakıyor
amına koyayım ya çok zor
hiç eğlenceli falan da değil
ama bağımlıyım
ta ki O gelene kadar
bir gün gelecek
sevdiğim adam bir gün gelecek
ve istediğim tek şey olacak
sevdiğim adam...
cemal? orada mısın?
iyi uyudun mu?
nasıl oluyor da bu kadar rahat olabiliyorsun?
şimdi de annem;
daha önce de söylediğim gibi oğlum
her istediğine sahip olamazsın
bir gün gelecekmiş falan
bla bla bla...
çok komiksin
beni güldürüyorsun
hazin...
anne moralimi bozuyorsun
çık şiirimden
cemal? orada mısın?
boş rakı şişelerini neden biriktiriyorum cemal?
ne demek söyleyemezsin?
neden bunun garip bir şey olduğunu düşünüyorum?
hayır, uyanığım
yazdıklarım gelmiyor mu?
sadece şakaklarımdan öpüp her şeyin iyi olacağını söyler misin?
keşke öyle olabilseydim...

22 Eylül 2015 Salı

Tarihte Bugün



Ankara günlerimde canımdan çok sevdiğim, yediğimin içtiğimin ayrı gitmediği, Bae'nin verdiği yüzüğün içine bile adını yazdırdığım arkadaşım Üzüm aradı bu sabah. Neredeyse altı aydır konuşmamışız. Haziran'da aramayı unutmuştum, doğum günüydü. Sonra telafi için bile aramadım. Oysa ki ayrılırken her gün telefonda konuşacağımıza, haftada en az bir gün görüntülü görüşeceğimize yemin etmiştik. İlk birkaç aydan sonra telefon konuşmaları haftada bir olurken, iki ayda bir görüntülü konuşur olmuştuk. Şimdi iki yıl sonra, altı ayda bir görüşür olmuşuz.

Niye böyle oldu bilmiyorum. Belki gözden ırak olan, gönülden de ırak oluyor. Ya da ikimiz de birbirimizden hayırsız. Bildiğim tek şey, onu hala çok seviyorum. O yüzüğü hala takıyorum, geçmişimde kalmış fakat hala sevdiğim iki insanın hatırına.

Tabii daha çok Bae verdiği için de takıyor olabilirim slhnshsfh.

O'ndan her bahsedişimde şunu da eklemek zorundaymışım gibi hissediyorum; onu aştım, artık ağlamıyorum. Sadece 'eskiden tanıdığım fakat hala sevdiğim biri' sendromunu yaşıyorum işte.

Neyse, Üzüm'le hasretimizi, saatlerce telefonda konuşarak giderdik. Bana verdiği havadislerden biri de bugün, sonunda, liseden mezun olduğuydu. Sonra dank etti, lan bugün benim de mezun oluşumun ve Antalya'ya gelişimin tam ikinci yılı! Yalnız benim farkım ben son sene açık liseye geçtim. Hayatımda yaptığım en salakça şeydi. Bir arkadaşıma uydum, gaza geldim. Komik olan şey ise o arkadaşımın açığa geçmemesiydi. Neyse, notlarımı toparlayamadım, sınavlarımı veremedim. Mezun olduğumda üniversite kayıtları çoktan bitmişti hatta, neyse ki özel durumlu sayılıp kayıt olabildim.

O günün sabahı mezun olmuş muyum diye sisteme girmiştim, umutsuzca. Sonra bi baktım allam mezun olmuşum. Hemen diplomamı almaya gittik, daha doğrusu çıkış belgesi diye bi şeydi, diplomayı sonra verdiler. Annem, dedem, kardeşim ve ben bir sürü yer dolaştık. Nereye gitsek, ''Çıkış belgesini biz veremiyoruz, şuraya gidin.'' cümlesi karşılıyordu bizi. Neyse ki en sonunda artık başbakana falan çıkmış olacağız ki aldık belgeyi.

Eve gelir gelmez bavulları toplamaya başladık. Annem eşyaların biz gittikten sonra gelmesine karar verdi. Bavulları hazırlayıp hemen yola koyulduk. Niye o kadar acele etmiştik hakikaten ya? He, okul kayıt tarihi çoktan bitmişti ve daha fazla geç kalmak istemedik. Aynı günün akşamı Antalya'ya geldik, polis evinde kaldık birkaç gün. Zor da olsa kayıt da oldum.

Öyle işte bugünün anlamı.

Almanya'ya gitmeme dokuz gün kaldı. Tüm işlemlerim tamamlandı, umarım hiç aksilik çıkmadan, uçağım falan düşmeden gidebilirim. Ben yine de vasiyetimi hazırlayacağım tabii. Eğer ölmüş olursam burada da belirtilmesini özel olarak isterim merak etmeyin. Allam ağzımdan yel(yer?) alsın. #tövb



Hadi şimdi bana şans dile. :') BENİ SEVDİĞİNİ SÖYLEKNHLDSKH





12 Eylül 2015 Cumartesi

Aşkını kazandım

Güneş dürülüp ışığı söndüğünde,
Ve kalbim fındıkî gözlerimden akıp gittiğinde,
Bileceğim ki, bir zamanlar beni tutmak isteyen eller vardı.
Aşkı kazandığımı hatırlayacağım.

Öğleden sonranın rüzgarı sokaklardaki küçük dalları savurduğunda,
Ve ben yalnızlığımı düşünüp ağladığımda,
Bileceğim ki, bir zamanlar beni görmek isteyen gözler vardı.
Aşkı kazandığımı hatırlayacağım.

Ay denizin içine gömüldüğünde,
Ve ardından yeni bir gün doğumunda,
Bileceğim ki, bir zamanlar beni öpmek isteyen dudaklar vardı.
Aşkı kazandığımı hatırlayacağım.
Aşkını kazandığımı hatırlayacağım.



1 Eylül 2015 Salı

Kabak Çiçeği Dolması



Ananem deyince vişne reçeli, mısır ekmeği, peksimet gibi onlarca muhteşem lezzet gelse de aklıma, kabak çiçeği dolmasını tek geçerim. Hala hatırlarım onun deyimiyle 'kargalar bokunu yemeden' portakal bahçelerinin arasına gizlenmiş kabak çiçeklerini çabukça toplayışını. Hep merak ederdim anane ne bu endişe diye de soramazdım. Şimdi biliyorum ki gün değince bu çiçekler dünyaya küser, içlerine kapanırmış; sabahtan toplananı en makbulüymüş.

Sonra ananem çiçekleri ılık suya nazikçe yerleştirip, namazını kılmaya giderdi. Ben de bu sırada ekmek almaya giderdim. Bakkal İsmail amca uyanmamışsa evlerinin önüne gider ''Smail amja, Smail amjaa!'' diye bağırırdım. Şimdi anladım ki, bu putperest pezevenk her akşam piizlenmekten böyle geç uyanırdı. Bağrışımdan uyanan Zelişka teyzenin siniri geçsin diye de koyun yoğurdu alırdım ondan, paranın üstünü harcadığım için papara yiyeceğimi bildiğim halde... Eğer pancar motoru sesleri geliyorsa anlardım ki balıkçılar gelmiş, deniz süt liman. Yasaktı ama afacanlık işte, gider denize bakardım. Hala her bakışımda küçüklüğüm gelir aklıma, her bakışımda heyecanlanırım ya dedem beni burada görürse diye.

Denizden çiftliğimize girip dudaklar morarana kadar erik yerdim. Sonra da tüm gün midem ekşirdi. Ben eve gidene kadar ekmekler soğumuş, yarısı yenmiş olurdu. Bu yüzden benim ekmek almaya gidişim sembolikti, aslında dedem motorla gider, alır gelirdi ekmeği.

Gündöndüler uyanana kadar ananem yapmış olurdu en sevdiğim yemeği, kabak çiçeği dolmasını. Bu sabah da anneciğim yapmış ben uyanmadan. Çok düşündüm tarifini versem mi diye, kendime saklamak istedim, sonra bencil olma dedim ama yine de kendime sakladım kusura bakmayın sgnssfh.

Zaten bu devirde kabak çiçeği mi kaldı...

Siz en iyisi Yaşar Kemal'in Tanyeri Horozları kitabını okuyun.

Neyse, güzeldi İğneada, güzeldi çocukluğum. Kabak çiçeği dolması da güzeldi.

'âlâ da güzel bea. 


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...