29 Ekim 2017 Pazar

Pooça poğoça poğaça poğoço

Bi' şey diycem böyle okunabiliyor mu yazdıklarım? Arka planımdaki fotoğrafta üzüm olsun istedim çünkü neden olmasın? Bunun bilinçaltımdaki geçen günden kalan ''Avrupalı doktorlar yeni geliştirdikleri robotla bir üzümü ameliyat ettiler.'' ile veya eski en yakın arkadaşım Üzüm ile veya en sevdiğim içkinin rakı olmasıyla bir alakası yok. Sadece üzüm işte. Aslında dürüst olursam daha iyi bir fotoğraf bulmaya üşendim, zaten bu yazıyı okuyorsanız ve arka planda çoktan başka bir şey varsa: Merhaba, ben Kaypak Lolipop. Tanıştığımıza memnun oldum. Kendimi introduce edince artık ismimi de beğenmediğimi fark ettim. Yani siz bunu okurken adım artık başka bir şey de olabilir. Neyse.

Nasıl kendimizin ruhen ve bedenen en iyi versiyonu oluruz ve bunu yapmak için başka birine ihtiyacımız var mıdır?

Son zamanlarda aklımı en çok meşgul eden soru bu. Şu yirmi iki (evet 22 oldum) yıllık hayatımda (burada yazar on sekizinden beri bu blogu yazdığını fark ediyor) kendime ne zaman hak ettiğim gibi davrandım diye düşünüyorum. Kaç tane insan için feda ettim kendimi veyahut daha da kötüsü kaç kere yok saydım kendimi sebepsizce. Bu soruları siz de soruyorsunuzdur eminim ama hangimiz bunu çözebilecek güce sahip? Mesela ben sahip miyim? Erasmus'tan sonra hepimizin hayallerimizi gerçekleştirecek güce sahip olduğumuza inanmıştım lakin şimdi gece yatmadan önceki duamda Allah'tan sabır, irade ve motivasyon diliyorum. E nerde kaldı bu benim güç?

Bazıları şanslı doğuyor bence. Muhteşem bedenler, muhteşem çevre, muhteşem karakterler... Bazılarımız da bunları kazanmak için debelenip duruyor hayatları boyunca. Ben ne kadar debeleniyorum gerçi orası tartışılır ama her konuda olduğu gibi bu konuda da istek sonsuz; harekete geçme sıfır. Ben neden kendime laf geçiremiyorum? Eski korkularım yerlerini yenilerine bıraktı. Eski telaşlarıma eklendi bin tane yenisi daha. Geçen sene bu günlerde ben dünyanın en mutlu insanıydım ya.

Şu an mutlu muyum? Bilmiyorum. Geçen seneye kıyasla kesinlikle daha sıkıcı, boş, genel olarak daha 'kötü' bi zaman geçiriyorum. Dolayısıyla da daha az mutluyum. Ama artık elde var olanla yetinmeye o kadar alıştım ki ''MUTSUZUM BEN YİA'' deme cesaretini bile gösteremiyorum. Ne kadar ılık bir insan oldum ben. Ha, her zaman nabza göre şerbet döktüm ve mantıklı her insanın da böyle olduğunu düşünürüm. Ama söz konusu kendi nabzınız ise ve siz ona farklı şerbetler döküyo... N E  D İ Y O R U M  B E N!

Ne diyorum biliyo' musun?
Sevmem,
Bi' de,
Sevilmem,
Lazım.

Sevgi bir ihtiyaçsa, hayatımda hiçbir şeye bu kadar çok ihtiyaç duymadım sanırım. Bu aynı olgu her birimize ne kadar farklı, ama bir o kadar da aynı işliyor biliyor musunuz? Bunu fark etmeyi o kadar çok seviyorum ki. Farklı hikayeleri okuyup, dinledikçe aslında ne kadar aynı olduğunu, çünkü hissedilen şeyin çok basit, tek bir duygudan ibaret olduğunu; adının da aşk olduğunu bilmeyi seviyorum. ''Hayatımda olmadığı zamanlarda bile sanki onun gelmesini beklemiştim.'' *

''Başka şeyler de istiyorum, istiyorum istemesine de...'' diye devam edip kem küm yapmak istemiyorum. Var olanın kıymetini bilirken, olmayan için de istemekle kalmayıp harekete geçmek gerekiyor. Tabii şans da büyük bir faktör.

Ben buraya bunları konuşmak için gelmedim aslında. Biraz katarsis yaptım affedin. Kendimi sizin önünüzde vaftiz ettiğime de göre artık başlayabilirim. You know what, vazgeçtim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...